Hadis bölümündeki yazılar

Fakir arkadaşlarımın ihtiyacı senden önceliklidir

ayeti 5 Fakir arkadaşlarımın ihtiyacı senden önceliklidir

Kızı Hz. Fatma (r.anha) son derece sıkıntılı bir evlilik yaşamı sürmektedir. Kocası Hz. Ali (ra)’nin anlatımıyla:
“Evimizde hizmetçi yoktu. Bütün işlerini bizzat Fatma kendisi yapıyordu. Zaten, bütünü bir tek odadan ibaret olan bir hücrecikte kalıyorduk. O hücrecikte, Fatma ocağı yakar ve yemek pişirmeye çalışırdı. Çok kere, ateşi alevlendirmek için eğilip üflerken, ateşten çıkan kıvılcımlar benek benek elbisesini yakardı. Onun için elbisesi delik deşik olmuştu. Yaptığı sadece bu değildi. Ekmek yapmak, evin ihtiyacı olan suyu taşımak da onun yüklendiği işlerdendi. Ayrıca değirmen taşını çevire çevire eli, su taşıya taşıya da sırtı nasır bağlamıştı.”
O günlerde Medine’ye savaş esirleri getirilir. Bunlar ihtiyacı olan Müslümanlar arasında ev işlerine yardım etmeleri için dağıtılmaktadır. Hz. Ali (ra)eşine:
“Git babandan bir tane de bizim için iste.” der.
Hz. Fatma (r.anha) ister. Fakat peygamber babanın cevabı olumsuzdur.
“Kızım” der “Mescid’te yatıp, kalkan, öğrenimle meşgul olan fakir arkadaşlarımın ihtiyacı senden önceliklidir. Kusura bakma onlarınkini gidermeden, senin için bir şey yapamam.”[10]

[10]M.Fethullah Gülen, Sonsuz Nur, I/368.

Bazen olur

ayeti 4 Bazen olur

Bir arkadaşı kimseye açamadığı büyük bir sıkıntıyı Hz. Muhammed (asv)’e getirir:
“Ey Allah’ın Elçisi! Karım bir çocuk doğurdu, teni esmer. Ben ise beyazım?..”
Hz. Muhammed (asv) sorunu anlamıştır. Nezaketi daha ileri gidilmesine izin vermez. Arkadaşının sözünü bitirmesini beklemeden bir soru sorar:
“Senin develerin var mı?”
“Evet, var.”
“Peki, renkleri nedir?”
“Genellikle kırmızı”
“İçlerinde boz renkli de olur mu?”
“Evet, bazen olur.”
“O boz renk nereden gelmiştir?”
“Herhalde atalarından birine çekmiştir.”
“Karının doğurduğu çocuk da belki atalarından birine çekmiştir.”
Arkadaşı tatmin olmuş bir vicdan ve mutlu bir yüz ile yanından ayrılır.[9]

[9]Yrd. Doç. Dr. Abdullah Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed (s.a.v). s.100.

İnsanları neye çağırıyorsun?

hadis 25 İnsanları neye çağırıyorsun?

Bir göçebe Arap, Müslüman olma niyetiyle gelmiştir; fakat henüz kararı kesin değildir. Netleştirmek için Hz. Muhammed (asv)’e sorar
“İnsanları neye çağırıyorsun?”
“Yalnız Allan’a ibadet etmeye. O Allah ki, başın bir derde girdiğinde O’nu çağırırsın, seni kurtarır. O Allah ki, bir kuraklık olduğunda O’nu çağırırsın. Yeri yeşertir. O Allah ki, çölde yolunu şaşırdığında O’nu çağırırsın, yolunu buldurur.”
Gelen adamın bütün soru işaretleri silinmiştir. Çünkü Hz. Muhammed (asv) davet ettiği dini onun anlayacağı şekilde anlatmıştır.[8]

[8]M. Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe., I/73.

Dilenmek sadece hasta ve sakat olanlar içindir

hadis 24 Dilenmek sadece hasta ve sakat olanlar içindir

Bir arkadaşı yanına gelerek, dilenir. Bundan hoşnut olmaz, herkesin kendi ayakları üzerinde durmasından ve kimseye yük olmamasından yanadır. O’nu bir şeyler verip göndereceği yerde, sorar:
“Evinde para eder eşyan var mı?”
“Örtü ve yatak olarak kullandığım bir çul ve su içtiğim bir kap var.”
“Git onları getir!”
Eşyalar mescide gelince açık arttırmayla satışa çıkarılır. İki gümüşe satılır. Hz. Muhammed (asv) paraları uzatarak: Bir gümüşle yiyecek al. Diğeriyle de bir balta alarak bana getir.
Arkadaşı söylenenleri yapar. Elinde balta ile geldiği sırada Hz. Muhammed (asv) kendi elleriyle baltaya bir sap hazırlamaktadır. Ve baltayı sapa takarak, arkadaşına uzatır.
“Şimdi ormana git, odun kes ve sat. On beş gün sonra görüşelim.” der.
Arkadaşı on beş gün sonra gelir. Yüzü gülmektedir.
“Ey Allah’ın Elçisi! On gümüş biriktirdim.” diyerek paralarını gösterir. Allah’ın Elçisi de gülmektedir şimdi:
“Bunlarla biraz yiyecek ve giyecek al. İhtiyaçlarını gör ve unutma, kendi kendine yetmek bir insan için dilenmekten daha onurludur. Dilenmek sadece hasta ve sakat olanlar içindir.”[7]

[7]Afzalur Rahman, a.g.e., III/212.

Güneşi bir elime ayı bir elime

hadis 21 Güneşi bir elime ayı bir elime

Kureyş’in ileri gelenlerinin korkusu giderek büyümektedir. Aldıkları bütün önlemlere rağmen Hz. Muhammed (asv)’in etrafındaki küme giderek genişlemektedir. Kendi aralarında toplanarak “Bir kez de tatlılıkla deneyelim.” derler. İçlerinden O’nun üzerinde etkili olacağına inandıkları birini seçerek elçi yaparlar. Elçi, Hz. Muhammed (asv)’in karşısında konuşmaya başlar:
“Ey Muhammed, sen bizim tanrılarımızı incittin, içimize tartışma ve bozgunculuk tohumları ektin, dayanışmamızı, birliğimizi bozdun, hepimize üzüntü ve dert getirdin. Eğer zenginlik istiyorsan, seni ülkemizin en zengini yapalım. Güç, iktidar ve liderlik istiyorsan, seni başımıza reis yapalım. İstediğin güzel bir kadın varsa, söyle, hemen senin olacaktır. Eğer hastaysan ve bu peygamberlik iddian ondan kaynaklanıyorsa, en iyi doktorları bulup seni tedavi ettirelim.”
Elçi bir insanın bu teklifler karşısında dayanmasının imkânsız oluşundan aldığı güvenle O’nun cevabını bekleyerek sözünü noktalar. Şimdi söz Hz. Muhammed (asv)’dedir.
“Ben mal istemiyorum. Hükümdarlık arzum da yok. Hatice’den başkasında da gözüm yok. Hasta da değilim. Ben sadece Allah’ın aciz bir kuluyum. O Allah ki beni size elçi olarak gönderdi. Bunu kabul ediyorsanız peşimden gelin. Aksi halde şunu aklınızdan hiç çıkarmayın, güneşi bir elime, ayı diğer elime koysanız bile bu davadan dönmem.”[6]

[6]Afzalur Rahman, a.g.e., I/67.

Hiç yalan söylemedin

hadis 18 Hiç yalan söylemedin

Görevinin ilk ve en sıkıntılı yıllarıdır. Dinini anlatmak için çaldığı her yüz kapıdan belki biri açılmaktadır. Bir gün yakın akrabalarını Mekke yakınlarındaki bir tepenin eteklerinde toplar, kendi kişiliğini ve arkada bıraktığı yaşamını peygamberlik iddiasının doğruluğuna delil olarak gösterecektir. Akrabalarına sorar:
“Şu tepenin arkasında bir düşman ordusu var, baskına hazırlanıyor desem, hiçbir kanıt istemeden bana inanır mısınız?”
“Evet” derler, “çünkü bu güne kadar senin hiçbir yalanına hiç kimse şahit olmadı. Yemin ederiz ki sen ‘Emin’sin.”
Konuşmanın devamında ise aynı insanlar davetini ve peygamberliğini reddederler belki, ama aslında O’nu onaylamışlardır. Farkında olmadan…[5]

[5]Afzalur Rahman, a.g.e., I/70.

Ey Allah’ın Elçisi! Seni bağışlıyorum

hadis 17 Ey Allah’ın Elçisi! Seni bağışlıyorum

Arkadaşları arasında savaş ganimetlerini paylaştırmaktadır. Kalabalık tarafından sıkıştırılır. Biri de ağırlığını Hz. Muhammed (asv)’e vererek, yaslanır. O ise elindeki küçük sopa ile yaslanan kişiyi iterek, uyarmak ve etrafını biraz rahatlatmak ister. Fakat kazara sopa adamın ağzının kenarını çizerek, biraz kanatır. Bunu görünce Hz. Muhammed (asv) ganimet dağıtımına derhal ara verir, sopayı adama uzatarak, onun da aynı şeyi kendisine yapmasını ve ödeşmelerini ister. Tavrı ciddidir. Herkes şaşkınlık içerisindedir. Arkadaşı bir an tereddüt ettikten sonra eliyle sopayı iterek konuşur:
“Ey Allah’ın Elçisi! Seni bağışlıyorum.”[4]

[4]Afzalur Rahman, a.g.e., I/75.

Kan davası

hadis 16 Kan davası

Mescit’te hutbe okurken, Müslümanlıkta yeni birisi, ayağa kalkar, kan davası gütmektedir. Hz. Muhammed (asv)’in sözünü keserek;
“Ey Allah’ın Elçisi!” der ve Mescid’te oturan bir grubu işaret ederek, “Bunların ataları bizim aileden birini öldürmüşlerdi. Biz de karşılık olarak onlardan birinin öldürülmesini talep ediyoruz.” Hz. Muhammed (asv) sakin ama kararlı, cevap verir:
“Babanın intikamı oğlu üzerinden alınamaz.”[3]

[3]Afzalur Rahman, a.g.e., I/74.

Adam haklı

hadis 111 Adam haklı

Bir arkadaşından bir miktar hurma ödünç alır. Ödeme zamanı gelince de o an kendi imkânı olmadığı için, Medineli bir Müslümana kendi adına borcunu ödemesini söyler. Fakat Medinelinin verdiği hurmaların kalitesi daha düşüktür. Alacaklı kabul etmez. Medineli kızar:
“Allah’ın Elçisinin verdiği hurmaları mı reddediyorsun?” der. Alacaklı, boynunu bükerek;
“Eğer Allah’ın Elçisi de adaletli davranmazsa, kimden adalet bekleyeceğiz?” diye sorar.
Bu durumdan Hz. Muhammed (asv)’in bilgisi yoktur. Haberdar edilince hüzünlenir, gözleri dolu dolu:
“Adam haklı!..” der.
Emir verir, hurmalar değiştirilir.[2]

[2]Afzalur Rahman, Siret Ansiklopedisi, III/190.

Bana doğru koşun

hadis 12 Bana doğru koşun

Kuzeni Cafer ve amcası Abbas’ın hemen hemen aynı yaşlarda olan çocuklarını karşısına alarak:
“Bana doğru koşun. Sizden kim önce yanıma varırsa, ona şunu şunu vereceğim.” der.
Onlar da, O’na (asm) doğru koşarak göğsüne ve sırtına kapanırlar. Hz. Muhammed (asv)’ de hepsini öperek kucaklar… Hayatı boyunca birçok defa…[7]

[7]M. Yusuf Kandehlevi, a.g.e., III/339

Ayet ve Hadis bağımlıları için günlük doz