Gençlik yıllarıdır. Bütün Arabistanla beraber Mekke’de de haddini aşmış olan zulüm ve haksızlıklar bazı vicdan sahiplerini harekete geçmeye zorlar. Ve aralarında Hz. Muhammed (asv)’in de bulunduğu, insani hassasiyetlerini hala canlı tutan bir grup Mekke’de bir evde toplanırlar. “Hılfu’l-Fudul” adı verilen bir antlaşma yaparlar. Bundan böyle hiçbir Mekkeli’nin veya misafirin güçsüz ve yalnız olduğu için haksızlık görmesine izin verilmeyecektir.
Aradan yaklaşık kırk yıl geçer. Artık bir devlet başkanı ve peygamberdir. Bir gün gençliğinde katıldığı o antlaşmayı hatırlar ve der:
“Cüdan oğlu Abdullah’ın evinde öyle bir antlaşmaya katılmıştım ki, onu Arapların en değerli mallarına bile değişmem. Bu gün de o antlaşmanın gereği olarak çağırılsam, giderim.”[20]

[20]İbrahim Refik, a.g.e., s.47.